Ilık, yağmurlu günlerde aklım...Suluboya bir resmin içinde yaşadığım günler... Ellerimde sümbüllerle ıslanıp, tüm ıslak sokaklara içimdeki aşktan izler bırakarak yürümenin heyecanı... hatırlamak şimdi bile nasıl da titretiyor içimi... Ayaklarımın yerden çok değil ama azıcık havada olduğu, sesimin yağmurun buğusuyla güzelleştiği eflatun-yeşil günler... Kelimelerin toprak gibi cömert olduğu günler... Neye olduğu önemli değil, sadece inanıyor, inanabiliyor olmanın heyecanıyla var olduğum günler... Henüz pek kırılmadığım, kırgınlıklarımı kızgınlıklarla dağlamaya çalışmadığım günler.
Hala arasıra beni yoklayıp geçen (ama artık sadece kendini hatırlatıp kaybolan) o heyecanın izini sürüyorum... İnanacak kadar hali olmasa da dizlerimin, kendimi arındırıyorum yalın halime ek hallerimden. Büyüdük, büyüyoruz buna yapacak birşey yok biliyorum. Ama yine aynı suluboya resmin içinde olma şansımız olsa, bahar bir ıslak yeşil-eflatun gün daha sunsa bize içinde yürüyecek, o zaman inandığım günlerin hatrına gücüne kavuşur muydu dizlerim?
Çekmece'nin Cini der ki...
- Başak,
- Çekmeceyi üstüme kilitleyip gitti bir gün. Aniden. Kendisi de beni hapsedeceğini ve lanetimin onu takip edeceğini bilmiyordu. O beni çekmeceye, ben de onu geçmişine hapsettim. Zaman, geçmişden geleceğe doğru akıp, bir yandan zenginleştirip diğer yandan sadeleştirirken O da çekmecesini temizleyip düzenlemeliydi.Unutmasının ve/veya ihmalinin acısını çekti, çektiği acı onu büyütmedi. Nihayetinde farketti ki herşeyin sebebi benim. Ben Çekmece Cini' yim. Bana geri geldi..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder