Yoksun...Sadece sen değil kimse yok. Yine de ben her ne kadar kendimi ordan oraya savursam da...kimsenin ama kimsenin kollarina sığınamıyorum...Sana şikayet etme hakkım yok ilk defa. Herşeye rağmen güçlü olmak, sen gelene kadar tek parça kalmak zorunda hissediyorum kendimi. Yoksa.. yoksa da birşey yok.
Kırgın olduğum çok insan var... Sen yokken beni yok edenler mesela... Arayıp "çok özlemişsindir sen onu" demeyenler... Seni benden ayrı sevenler... Oysa ben kimseye reklam yapmak zorunda değildim ki dünyanın en büyük aşkı benim , en çok seven benim sevgilim diye... Hem kimin aşkı kimden büyük ve hangi bakımdan vesaire! Ayrıca söylenen her söz yalanlanmaya mahkumdur.
Gel-gitlerim var kimse anlamaz, sen sadece sezersin ama ben sana gelip sonra da nereye gideceğimi bilemem. Ölüyorum aşkından diye haykıramam ama bu şehirde sensiz ve nefessiz kalırım. Anlatabildim mi? Özledim...Günümüm içine yayılmanı...
Çekmece'nin Cini der ki...
- Başak,
- Çekmeceyi üstüme kilitleyip gitti bir gün. Aniden. Kendisi de beni hapsedeceğini ve lanetimin onu takip edeceğini bilmiyordu. O beni çekmeceye, ben de onu geçmişine hapsettim. Zaman, geçmişden geleceğe doğru akıp, bir yandan zenginleştirip diğer yandan sadeleştirirken O da çekmecesini temizleyip düzenlemeliydi.Unutmasının ve/veya ihmalinin acısını çekti, çektiği acı onu büyütmedi. Nihayetinde farketti ki herşeyin sebebi benim. Ben Çekmece Cini' yim. Bana geri geldi..
31 Ağustos 2009 Pazartesi
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Bir hikayem var.Sen oku istiyorum. Yüksek sesle söyle ve duyur onu. Kimin dinlediği önemli değil. Ama kenardaki o kızı sen anlat istiyorum. Sesinde canlansın ve ben içinde gezineyim ağzının çevresinde oluşan büyülü buharda. Zor değil belki bu. Uzak, ulaşılmaz da değilsin. Ama korkuyorum. Ya sadece sesinse bana bunu yapan ve sen kendi sesinden başka ses duymuyor, kendi hikayenden başka bir hikaye okumuyorsan...
16 Ağustos 2009 Pazar
Eskitme Aşk
Şekillendirebilir misin yaşlı adam?
Olmayan bir anlam çıkar mı tenimden?
Dişlerinden ölümcül yaralar gelmez mi dünyanın,
Kolaycılığımla acımasızlaşmaz mısın?
Kaçar mısın?
Yalınayak yürürüm gecende
Beni duymazsan, ölü güvercinler bırakırım ellerine
Gözlerim kaybolur senin sevmeyi unuttuğun yerde
Ezberini boz yaşlı adam! İçine akar coşkun nehrim
Kıyısında bekleme susuz.
Kaç şehre sığarsa kaçaklığın,
O kadar kaç kendinden
Bana sığın.
4 Ağustos 2009 Salı
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Şirkette ilk gün....
E şimdi blog tutup da bugünü rapor etmesem olur muydu? Olurdu aslında ama biraz tuhaf olurdu. Dolayısıyla yazacağım ;) Şirkette kim var kim yoksa tanıştık. Kaç kişi ismimi ögrendi bilemem ve ben de bir noktadan sonra kısa süreli belleğimi doldurmuştum zaten...
Bir bilgisayar ve bir masam olduğunda çözülecek gibi görünüyordu herşey. Sanki beni saran o çömezlik duygusundan kurtulacaktım. Masama ve sandalyeme sarınacak,arınacaktım. Lakiiinn bir masam ve sandalyem olduğunda ve "kübik" imdeki herrkesler çalışırken ben bilgisayarın başında bomboş kalınca çömezlik duygusu devleştiii ve ben karşısında minnacık kalakaldım. Beni gelip kurtaran Serkan Bey oldu. Sanki antenlerim titreşmiş gibi gelip ürünleri incelememi ve kendimi sahipsiz gibi hissetmememi özetledi ve gitti. Bende o bir iki cümlenin elinden tutup savaş açtım toyluk duygusuna...
Günün sonunda şirketin genel profilini özetlememi isteseler şu sahneyi anlatırdım;
Aynı zamanda fotomodel olan nükleer enerjiye sahip insan kaynakları uzmanı, deklanşöre tek bir hareketi kaçırmamak için arka arkaya basan ve hatta bu uğurda yerlere yatan görselci-fotoğrafçıya poz verirken, şirketin genel müdürü içeri fiyuvv diye dalar, manzaraya bir göz atar ve gülerek merdivenlerden aşağı ineerr!
Günün sonunda düşündüklerim; çalışma masamı nassıl organize edeceğim hangi resmi nereye asacağım, o masanın neresine bir minik kütüphane yapacağım ve bu şirkette rejim yapmayı nasıl başaracağım...
Şimdi mi? Bu saatte dokunsalar ağlarım. Niye mi? Bilmiyorum.Biliyorum da...Söylemek istemiyorum. Bir macera başlıyor, dizlerim haffiften titriyor.Bu kadar.
Bir bilgisayar ve bir masam olduğunda çözülecek gibi görünüyordu herşey. Sanki beni saran o çömezlik duygusundan kurtulacaktım. Masama ve sandalyeme sarınacak,arınacaktım. Lakiiinn bir masam ve sandalyem olduğunda ve "kübik" imdeki herrkesler çalışırken ben bilgisayarın başında bomboş kalınca çömezlik duygusu devleştiii ve ben karşısında minnacık kalakaldım. Beni gelip kurtaran Serkan Bey oldu. Sanki antenlerim titreşmiş gibi gelip ürünleri incelememi ve kendimi sahipsiz gibi hissetmememi özetledi ve gitti. Bende o bir iki cümlenin elinden tutup savaş açtım toyluk duygusuna...
Günün sonunda şirketin genel profilini özetlememi isteseler şu sahneyi anlatırdım;
Aynı zamanda fotomodel olan nükleer enerjiye sahip insan kaynakları uzmanı, deklanşöre tek bir hareketi kaçırmamak için arka arkaya basan ve hatta bu uğurda yerlere yatan görselci-fotoğrafçıya poz verirken, şirketin genel müdürü içeri fiyuvv diye dalar, manzaraya bir göz atar ve gülerek merdivenlerden aşağı ineerr!
Günün sonunda düşündüklerim; çalışma masamı nassıl organize edeceğim hangi resmi nereye asacağım, o masanın neresine bir minik kütüphane yapacağım ve bu şirkette rejim yapmayı nasıl başaracağım...
Şimdi mi? Bu saatte dokunsalar ağlarım. Niye mi? Bilmiyorum.Biliyorum da...Söylemek istemiyorum. Bir macera başlıyor, dizlerim haffiften titriyor.Bu kadar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
