Çekmece'nin Cini der ki...

Fotoğrafım
Çekmeceyi üstüme kilitleyip gitti bir gün. Aniden. Kendisi de beni hapsedeceğini ve lanetimin onu takip edeceğini bilmiyordu. O beni çekmeceye, ben de onu geçmişine hapsettim. Zaman, geçmişden geleceğe doğru akıp, bir yandan zenginleştirip diğer yandan sadeleştirirken O da çekmecesini temizleyip düzenlemeliydi.Unutmasının ve/veya ihmalinin acısını çekti, çektiği acı onu büyütmedi. Nihayetinde farketti ki herşeyin sebebi benim. Ben Çekmece Cini' yim. Bana geri geldi..

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Tepemdeki Bulut Git Artık !

Kötü Günler Kitabındaki yavru kedi gibiyim... Bir fil üzerime basmak üzere, kaçacak yerim yok... Kitaptaki bezgin köpek  yavrusu, korkmuş baykuş hepsi benim... Vurun beni de kurtulayım! diye kendini ortaya atan komik tipli gelincik tam da benim hatta! Bazen diyor kitap, kendinizi böyle hissedersiniz... Elinizdeki herşeyi yitirmiş, hayat kontrolünüzden çıkmış, sorunların karşısında ufacık kalmışsınız gibi... Böyle bir zamanda deriin derin nefes alın diyor, havayı koklayın, dışarı atın kendinizi yürüyün... Ama işe yaramıyor... Yorganıma dolanmak, gözlerimi kapatmak ve geri açtığımda herşeyin bitmiş olmasını istiyorum. Mutsuzluk mu bulutu üstüme çekiyor, bulut yüzünden mi mutsuzum, bilmiyorum. Geçecek illaki biliyorum ama yine de başedemiyorum... Tehlikeli... insanın kendi mutsuzluğuyla çarpışması çok tehlikeli... çırpınırken birilerine tutunup onları da boğmamak için köşe bucak kaçıyorum. Cenin şeklini aldım geçmesini bekliyorum. Hey sen! Tepemdeki bulut git artııık!

21 Mayıs 2010 Cuma

ara yazı

Ilık, yağmurlu günlerde aklım...Suluboya bir resmin içinde yaşadığım günler... Ellerimde sümbüllerle ıslanıp, tüm ıslak sokaklara içimdeki aşktan izler bırakarak yürümenin heyecanı... hatırlamak şimdi bile nasıl da titretiyor içimi... Ayaklarımın yerden çok değil ama azıcık havada olduğu, sesimin yağmurun buğusuyla güzelleştiği eflatun-yeşil günler... Kelimelerin toprak gibi cömert olduğu günler... Neye olduğu önemli değil, sadece inanıyor, inanabiliyor olmanın heyecanıyla var olduğum günler... Henüz pek kırılmadığım, kırgınlıklarımı  kızgınlıklarla dağlamaya çalışmadığım günler.

Hala arasıra beni yoklayıp geçen (ama artık sadece kendini hatırlatıp kaybolan) o heyecanın izini sürüyorum... İnanacak kadar hali olmasa da dizlerimin, kendimi arındırıyorum yalın halime ek hallerimden. Büyüdük, büyüyoruz buna yapacak birşey yok biliyorum. Ama yine aynı suluboya resmin içinde olma şansımız olsa, bahar bir ıslak yeşil-eflatun gün daha sunsa bize içinde yürüyecek, o zaman inandığım günlerin hatrına gücüne kavuşur muydu dizlerim?

16 Mayıs 2010 Pazar

Öteki

Yalın... genç... çıplak...
O yaşayacak, sen anlamaya çalışacaksın...
Bilmez kaç boşlukta kaybolduğunu
Kaybettiklerini topladığında arkasından,
Elinde bir kitap bulacaksın
Parçadan bütüne giden yollar...

İlkel akılla övünür
Zaten varsa,
Geziniyordur zamanın rüzgarında
O tutmaya çalışacak,
Sen yazacaksın


Teni, kendinin de bilmediği bir toprak
Beni değil, öteki
Dokunursan kanayacak
Kanayacak ve kaçacaksın

İnan yürünmeyen bir yol...
Reddedilmiş evlat gibi,
Reddiyle eksilten ruhunu
Yolunu bulmaya çalışırken dar sokaklarında
Bilmeye tutunan ellerinle,
Olduğundan daha fazlası olamayacaksın.


Senin ezberlediğini keşfetmeye çalışacak
Sığınağı,  ilkel akıl, çıplak ten...
Bilmediğin birşey,
Teni bedeni demek değil
Ruhuyla aklı arasında kıldan bir köprü...
Ne zaman ezberini bozmaya çalışsan
Koynunda bir kuytu arayacaksın..


Bilmediğin birşey değil
Türlerine ayırabilirsin  kadınları
Tenleri ve ruhlarının  ortak kümesinden geçerken
Sayılabilir sonsuzluğuyla övünürken kelimelerinin
Avucunun içi gibi bildiğin coğrafyada,
İlkel aklın direnişiyle karşılaşacaksın

14 Mayıs 2010 Cuma

Sen mutluluğun şiirini yazabilir misin Nazım?

İzleyiciler